Türkiyenin Sanal Gelişim Ortamı product by:cem uslu
giriş yaptığınız için teşekkür ederiz üye olmak için lütfen üye ol butonuna tıklayınız üye olmadan linkleri göremezsiniz bol bol mesaj yazın içerik paylaşın iyi forumlar


ACİL MODERATÖR ALIMI VARDIR
MODERATÖR OLMAK İSTEYENLERİN
ÖZEL MESAJ ATMALARI RİCA OLUNUR

design by cem uslu
copyrighty 2010

Türkiyenin Sanal Gelişim Ortamı product by:cem uslu

Her türlü konuda bilgi paylaşımınızı sağlayacak mükemmel bir forum
 
AnasayfaHOŞGELDİNİZTakvimSSSAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap
koreanfans köşesi için uploadlar başlamıştır film müzik ve kore kültürüne ait yüzlerce eseri ve fotoğraflarını buradan bulabilirsiniz

Paylaş | 
 

 Türkçenin Tarihi Gelişimi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 675
Doğum tarihi : 24/08/91
Kayıt tarihi : 07/07/10
Yaş : 26

bi zar at bakalım
tecrübe:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Türkçenin Tarihi Gelişimi   Perş. Tem. 22, 2010 4:22 pm

Türkçenin Tarihi Gelişimi
(Muharrem Ergin)


Eski Türkçe
Türk yazı dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun âbidelerinin
metinleridir. Fakat bu metinler şüphesiz Türk yazı dilinin ilk
örnekleri değildir. Çünkü Orhun âbidelerindeki dil yeni teşekkül etmiş
bir yazı dili olarak değil, çok işlenmiş bir yazı dili olarak karşımıza
çıkmaktadır. Bu bakımdan, Türk yazı dilinin başlangıcını ele geçen bu
ilk metinlerden çok daha öncelere çıkarmak gerekir. Türk yazı dilinin
sekizinci asırdan sonraki gelişmesi ile mukayese edilerek bir tahmin
yürütülürse, Orhun abidelerindeki yazı dilinde hiç değilse bir kaç
asırlık bir gelişme mevcut olduğuna kolaylıkla hükmolunabilir. Buna
göre Türk yazı dilinin başlangıcını Milâdın ilk asırlarına, hiç olmazsa
Orhun âbidelerinden bir kaç asır önceye çıkarmak doğru olur. Fakat
Orhun kitabelerinden daha eski bir metin ele geçmediği için bu yazı
dilini ancak sekizinci asırdan itibaren takip edebilmekteyiz.


İşte nazarî olarak Milâdın ilk asırlarında başladığını kabul ettiğimiz
ve ilk ele geçen metinleri sekizinci asra ait olan bu yazı dili 12 -
13. asra kadar devam etmiş olup, bu devre Türk yazı dilinin ilk
devresini teşkil etmektedir. Bu ilk yazı dili devresi ayni zamanda
müşterek bir yazı dili devresidir. Yani bu yazı dili bütün Türklüğün
tek yazı dili olarak kullanılmış, Orta Asya’da geniş bir sahayı
kaplayan Türklük âlemi asırlar boyunca hep ayni dille okuyup yazmıştır.
O devirden kalma eserlerde görülen ufak tefek farklar ise saha ve zaman
farklarından ileri gelen normal ayrılıklar olup tek bir yazı dilinin
hudutlarını aşacak mahiyette değildir.


Kâşgarlı’nın en çok beğendiği ve şivelerle karşılaştırırken “Türkçe”
diye adlandırdığı, Hakaniye Türkçe’si, yahut başka eserlerde Kâşgar
dili, Kâşgar Türkçe’si adı ile anılan dil hep bu ilk Türk yazı dilidir.
Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük bir kısmı Uygur yazısı
ile yazılmış olduğu için bu devreye Uygur devresi, bu yazı diline de
Uygurca denilebilir. Fakat Türkoloji öğretiminde Türkçe’nin bu ilk
devresi için bugün en uygun isim olarak “Eski Türkçe” tâbirini
kullanmaktayız. Türkçe’nin ondan sonraki çeşitli gelişmelerinin kaynağı
hep bu devreye çıkmakla, bugün geniş sahalarda ayrı kollara ayrılmış
bulunan Türkçe’nin bütün şekillerinin menşei bu devrede bulunmakta,
kısacası, Türkçe’nin bütün yapısı bu devre ile izah edilebilmektedir.
Demek ki bu devre Türkçe’nin ana Türkçe devresi, ilk devresi, eski
devresidir. Onun için bu devreyi “Eski Türkçe” diye adlandırmak çok
yerindedir. Bu kitapta biz de bu ismi kullanacağız.


O hâlde Türk yazı dilinin ilk devresi Eski Türkçe’dir. Eski Türkçeden
daha önceki devir ise Türkçe’nin karanlık devridir. O devir artık Eski
Türkçe’nin Çuvaşça ve Yakutça ile, bunların da daha ileride Moğolca ile
birleştikleri devirdir.


Türkçe tarih boyunca iki gramer yapısına sahip olmuştur. Eski Türkçe
devresi Türkçe’nin eski gramer yapısını temsil eder. Ondan sonraki
devreler Türkçe’nin yeni gramer yapısına sahip olan devrelerdir.

Kuzey-doğu Türkçe’si, Batı Türkçe’si

Eski Türkçeden sonraki devre gelince, bu devirde Türkçe karşımıza
birden fazla yazı dili ile çıkmaktadır. Eski Türkçe’nin sonlarında Orta
Asya’daki Türklük âleminin parçalanarak büyük kütleler hâlinde Hazar
Denizinin güney ve kuzeyinden kuzeye ve batıya yayılması, yeni kültür
merkezlerinin meydana gelmesi, İslâm kültürünün Türkler arasına
gittikçe kuvvetli bir şekilde yerleşmesi, yeni mefhumlarla birlikte
yeni bir yazının kabulü gibi çeşitli dış sebeplerle beraber Türkçe’nin
içinde bir müddetten beri kendisini hissettiren tabiî gelişmeler
neticesinde ortaya çıkan büyük değişiklikler yazı dili birliğini
parçalayarak Eski Türkçe’nin ömrünü tamamlamış ve ayrılan Türklük
kollarının yeni kültür merkezleri etrafında kendi şivelerine dayanan
yazı dilleri meydana getirmeleri birden fazla yeni yazı dilinin
doğmasına ve gelişmeğe başlamasına sebep olmuştur. Böylece 12-13.
asırdan sonra biri Kuzey-doğu Türkçe’si, diğeri Batı Türkçe’si olmak
üzere iki Türk yazı dili meydana geldiğini görmekteyiz.

Kuzey Türkçe’si, Doğu Türkçe’si
Bunlardan Kuzey-doğu Türkçe’si önce 13 ve 14. asırlarda, bir müddet,
Eski Türkçe’nin tabiî ve yeni bir devamı olarak eski ve yeni arasında köprü
vazifesi gören bir geçiş devresi hâlinde devam etmiş, sonra 15. asırdan
itibaren Kuzey Türkçe’si ve Doğu Türkçe’si olarak iki yeni yazı diline
ayrılmıştır. Son zamanlara kadar devam eden bu yazı dillerinden Kuzey
Türkçe’si, Kıpçak Türkçe’sidir. Doğu Türkçe’si ise Çağatayca gibi
yanlış bir isimle anılan ve Timur devrinde başlayarak 15. ve 16.
asırlarda kuvvetli bir edebiyat meydana getirmek suretiyle en parlak
çağını yaşadıktan sonra son zamanda yerini modern Özbekçe’ye bırakan
yazı dilidir.

Batı Türkçe’si

Batı Türkçesi’ne gelince, bu yazı dili 12. asrın ikinci yarısı ile 13.
asrın ilk yarısında teşekküle başladığı anlaşılan, 13. asrın ikinci
yarısından itibaren de metinlerini günümüze kadar aralıksız bir şekilde
takip ettiğimiz yazı dilidir. Selçuklulardan başlayarak bugüne kadar
gelen ve devam etmekte olan bu yazı dili, Türklüğün en büyük ve en
verimli yazı dili durumundadır. Batı Türkçesinin esasını Oğuz şivesi
teşkil eder. Onun için bu yazı diline Oğuz Türkçe’si de denilebilir.
Oğuz şivesi Hazar Denizinden Balkanlara kadar uzanan sahaya yayılmış
bulunan Türkçe’dir. Bu saha ise batı Türklerinin yaşadığı sahadır. Onun
için Oğuz yazı diline, Oğuz Türkçe’sine umumî olarak Batı Türkçe’si
adını vermekteyiz. Türkolojide Batı Türkçe’si için bazen Cenup
Türkçe’si veya Cenup Şivesi adı da kullanılmaktadır. Fakat bu Şimal
Türkçe’sine göre verilen bir addır ve şüphesiz Batı Türkçe’si kadar
uygun değildir.

Azeri Türkçe’si, Osmanlı Türkçe’si
Batı Türkçesinin içinde saha bakımından zamanla iki daire meydana
gelmiştir. Bunlardan biri Azeri ve Doğu Anadolu sahasını içine alan
doğu Oğuzcası, diğeri Osmanlı sahasını içine alan batı Oğuzcasıdır.
Doğu ve batı Oğuzcaları arasında ilk asırlarda çok küçük saha farkları
dışında bir ayrılık mevcut olmamış, bu saha farkları yavaş yavaş
genişleyerek ancak 17. asırdan sonra doğu ve batı Oğuzca dairelerini
meydana getirmiştir.


Bununla beraber arada yine iki yazı dili olacak kadar fark mevcut
değildir ve her ikisi de ayni şiveye, yani Oğuz şivesine dayandıkları
için Azeri ve Osmanlı Türkçeleri ancak tek bir yazı dilinin kardeş iki
dairesi sayılabilirler. Esasen doğu ve batı Oğuzcası arasındaki farklar
daha çok şivede yani konuşma dilinde kalmış, devamlı olarak Osmanlı
kültür ve edebiyatının tesiri altında kalan Azeri sahasında yazı dili,
Osmanlı Türkçe’sinden konuşma dilindeki ile mukayese edilemeyecek kadar
az bir ayrılık göstermiştir.


Azeri ve Osmanlı Türkçeleri arasında, daha çok şivede kalan bu
ayrılığın sebeplerini doğu Oğuzcasına Oğuz dışı Türk şivelerinin,
bilhassa zaman zaman kuzeyden gelen Kıpçak unsurlarının yaptığı tesir
ile İlhanlılardan kalan bazı Moğol izlerinde aramak lâzımdır. Bunlardan
birincisi doğu Oğuzcasını batı Oğuzcasından bazı şekiller bakımından
biraz farklı yapmış, ikincisi ise Azeri Türkçe’sinde bazı Moğol asıllı
kelimeler bırakmıştır.


Bilhassa konuşma dili bakımından birbirinden farklı olan Azeri ve
Osmanlı Türkçe’si arasındaki başlıca ayrılıklar, kelime başındaki b-m,
kelime içindeki q-ġ, h, ilk hecedeki e-i, kelime başındaki t-d ile
akkuzatif ve bazı fiil çekim şekilleri etrafında toplanır. Bu
ayrılıklar daha çok konuşma dilinde kaldığı, yazı diline aksedenlerin
ise ancak son devir Azeri Türkçe’sinde görülebildiği, Azeri sahasında
yetişen başlıca edebî şahsiyetlerin bulunduğu 17. asırdan önce de doğu
ve batı Oğuzcaları arasında kayda değer bir ayrılık bulunmadığı için bu
iki Oğuz Türkçe’si yazı dili olarak Batı Türkçe’si adı altında bir
bütün teşkil ederler.

Batı Türkçesinin gelişmesi
Batı Türkçesinin yedi asırlık uzun hayatında bazı merhaleler vardır. Bu
merhaleler onun iç ve dış gelişme seyri içinde görülen çeşitli
safhalardır. Gerçekten Batı Türkçe’si uzun gelişme seyri içinde bugüne
kadar iç ve dış yapısı bakımından muhtelif gelişmeler ve değişiklikler
göstermiştir. İç yapı bakımından gösterdiği değişiklikler, Türkçe kök
ve eklerde görülen bazı ses ve şekil değişiklikleri olup, doğrudan
doğruya Türkçe’nin tabiî gelişmesi ile ilgilidir. Dış yapı bakımından
Batı Türkçe’sinde görülen çeşitli safhalar ise, Türkçe’nin bünyesi ile
ilgili olmayıp, onun, içine karışan yabancı unsurlara göre aldığı
değişik görünüşlerden ibarettir.

Demek ki Batı Türkçe’sinde Türkçe’den başka bir de yabancı unsurlar
vardır. Bu unsurlar çeşitli Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerdir.
Türklerin İslam kültürü çerçevesine girmeleri dolayısıyla Türkçe’ye
sokulan Arapça ve Farsça unsurlar, Türkçe’yi Eski Türkçeden sonra, yeni
yazı dilleri devresinde istilâya başlamış, bu istilâ bilhassa Batı
Türkçe’sinde korkunç bir gelişme göstererek bir kaç asır içinde
Türkçe’yi âdeta tanınmaz bir hâle getirmiştir.


Arapça ve Farsça unsurların Batı Türkçe’si içindeki durumu yedi asır
boyunca hep ayni olmamış ve çeşitli safhalar göstermiştir. Bu sebeple
Batı Türkçe’si içinde hem Türkçe bakımından, hem de yabancı unsurlar
bakımından birbirinden farklı bir kaç devre var demektir.

İşte 13. asırdan günümüze kadar Batı Türklerinin yazı dili ola gelmiş
bulunan Batı Türkçe’si iç ve dış gelişme ve değişiklikler bakımından şu
üç devreye ayrılır:
1. Eski Anadolu Türkçe’si
2. Osmanlıca
3. Türkiye Türkçe’si

Eski Anadolu Türkçe’si
Eski Anadolu Türkçe’si 13, 14 ve 15. asırlardaki Türkçe’dir. Batı
Türkçesinin ilk devrini teşkil eden bu Eski Anadolu Türkçe’si bilhassa
Türkçe bakımından kendisinden sonraki iki devreden çok farklıdır. Bu
devreye Batı Türkçesinin bir oluş, bir kuruluş devresi olarak bakmak
yerinde olur. Batı Türkçesini Eski Türkçe’ye bağlayan birçok bağlar bu
devrede henüz kendisini iyice hissettirmektedir. Bu devreden sonraki
Türkçe’de gördüğümüz birçok yeni şekiller bu devrede henüz Eski
Türkçedeki eski şekillerinin izlerini taşımaktadırlar.


Eski Anadolu Türkçe’si bir taraftan böylece Eski Türkçe’nin izlerini
taşırken diğer taraftan köklerde ve eklerde bazı ses ve şekil
ayrılıkları göstermek suretiyle Osmanlıca ve Türkiye Türkçe’sinden
biraz farklı bir durum arzeder. Öyle ki Batı Türkçe’si içinde Türkçe
bakımından mevcut başlıca değişiklikler bu devre ile bundan sonraki iki
devre arasındaki değişikliklerdir. Yani Batı Türkçesini yalnız Türkçe
bakımından devrelere ayırırsak Eski Anadolu Türkçe’si ve Osmanlıca -
Türkiye Türkçe’si diye ikiye ayırmamız icap eder. Osmanlıca ile Türkiye
Türkçe’si arasında Türkçe bakımından, Eski Anadolu Türkçe’sinden
Osmanlıcanın ilk devirlerine taşan bir kaç şekil dışında, bariz bir
ayrılık yoktur.


Eski Anadolu Türkçe’si yabancı unsurlar bakımından denilebilir ki Batı
Türkçesinin en temiz devridir. Bu devirde Türkçe’ye Arapça ve Farsça
unsurlar girmeğe başlamıştır. Fakat bu unsurlar kesifliğini yavaş yavaş
arttırmış ve ancak devrenin sonlarında geniş bir istilâ başlangıcı
hâlini alarak Osmanlıcanın doğuşunu hazırlamıştır. Eski Anadolu
metinlerinde görülen Arapça ve Farsça kelimeler henüz çok fazla
olmadığı gibi devrenin sonlarına doğru artan terkipler de henüz açık ve
basit bir durumdadır. Yabancı unsurlar bakımından bu devirde manzum ve
mensur metinler arasında da oldukça fark vardır.


Gittikçe artan yabancı kelime ve terkipler daha çok nazım dilinde
görülür. Nesir dili ise çok temiz ve duru bir Türkçe olarak devrenin
sonunda bile Arapça ve Farsça kelimeler ve bilhassa terkiplerden mümkün
olduğu kadar uzak kalmıştır. 15. asrın ortalarına doğru ikinci Murat
devrinde geniş bir kültür hamlesinin ifadesi olarak meydana getirilen
telif ve tercüme pek çok Türkçe eserin dili bunu açıkça göstermektedir.
Nazım dilinde ise, şiirin Fars taklitçiliği üzerine kurulması ve vezin,
şekil zaruretleri yüzünden duruluk çok muhafaza edilememiş ve
Türkçe’deki gelişmeler bakımından devre daha bitmeden, 15. asırda,
basit de olsa terkipler ve yabancı kelimeler adam akıllı çoğalmış ve
Türkçe’yi sarmıştır. Bu yüzden asrın ikinci yarısı Osmanlıcanın
temelini atan, onun başlangıcını teşkil eden bir devir olmuş, Eski
Anadolu Türkçe’si Türkçe hususiyetleri bakımından devrini ancak
Osmanlıcanın başlarında tamamlamıştır.


Eski Anadolu Türkçesinin cümle yapısı ise Türkçe’nin başlangıçtan
bugüne kadar hep ayni kalan normal cümle yapısı dışına çıkmamıştır.
Gerek nesirde, gerek şiirde Türk cümlesi bu devirde normal, sade,
anlaşılan, unsurları yerli yerinde ve doğru cümle olarak kalmış,
tercüme sadakati yüzünden nadir olarak kırıldığı yerler dışında,
umumiyetle sağlam yapısını muhafaza ederek Osmanlıca devrine girmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://wiki.yetkin-forum.com
 
Türkçenin Tarihi Gelişimi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» 10 parmak geliştirme programı...
» Türkçenin esnekliği :D
» FIKRANIN TARİHÇESİ
» ortaköy tarihi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Türkiyenin Sanal Gelişim Ortamı product by:cem uslu :: EĞİTİM& ÖĞRETİM :: LİSE&ÜNİVERSİTE&AÇIK ÖĞRETİM-
Buraya geçin: