Türkiyenin Sanal Gelişim Ortamı product by:cem uslu
giriş yaptığınız için teşekkür ederiz üye olmak için lütfen üye ol butonuna tıklayınız üye olmadan linkleri göremezsiniz bol bol mesaj yazın içerik paylaşın iyi forumlar


ACİL MODERATÖR ALIMI VARDIR
MODERATÖR OLMAK İSTEYENLERİN
ÖZEL MESAJ ATMALARI RİCA OLUNUR

design by cem uslu
copyrighty 2010

Türkiyenin Sanal Gelişim Ortamı product by:cem uslu

Her türlü konuda bilgi paylaşımınızı sağlayacak mükemmel bir forum
 
AnasayfaHOŞGELDİNİZTakvimSSSAramaÜye ListesiKayıt OlGiriş yap
koreanfans köşesi için uploadlar başlamıştır film müzik ve kore kültürüne ait yüzlerce eseri ve fotoğraflarını buradan bulabilirsiniz

Paylaş | 
 

 Balkan Savaşları

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 675
Doğum tarihi : 24/08/91
Kayıt tarihi : 07/07/10
Yaş : 27

bi zar at bakalım
tecrübe:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Balkan Savaşları   Ptsi Tem. 19, 2010 12:13 pm

Balkan Savaşları
Birinci Balkan Savaşı

1789 Fransız İhtilâlinin dünyaya yaydığı milliyetçilik akımı
neticesinde, imparatorluklar dahilinde bulunan milletler, bağımsızlık
için harekete geçmişler ve bazı devletlerin destek ve yardımları ile
ayaklanmışlardı. Osmanlı tarihinde 19. yüzyıl, bu tür ayaklanmalar
dönemidir. Balkan Yarımadasında çok çeşitli milletler yaşadığı için,
milliyetçi ayaklanmalar, en fazla burada görüldü.
Balkanlarda çıkan ayaklanmaları, daha çok 17. yüzyılda gelişmeye
başlayan ve en büyük gayesi, Baltık Denizine ve özellikle Akdeniz’e
çıkmak olan Rusya kışkırtıyordu. Akdeniz’e inmek için önce Karadeniz’i,
sonra İstanbul ve Çanakkale boğazlarını ele geçirmesi gerekiyordu. İşte
Rusya, bu gayeye ulaşmak için her yola başvurmaktan geri kalmamıştır.
Bu yollardan biri de ırk ve din bakımından akraba olduğu Balkan
prensliklerini alet olarak kullanıp, bu genç devletleri Osmanlı
Devleti’nin varlığını sona erdirmeleri için kışkırtmaktı. Osmanlılar,
Trablusgarp’ta savaşırlarken, Sırbistan’ın başkenti Belgrat’taki Rus
elçisi harekete geçerek, Balkanlarda Osmanlı Devletinin elinde kalan
son toprak parçalarının Sırbistan ile Bulgaristan arasında paylaşılması
için teşebbüste bulundu. Buna karşılık Sırbistan, Bulgaristan’ı bir
tarafa iterek kendi menfaatlerini temin için Babıali ile anlaşmaya
uğraşıyordu. Balkan devletleri arasındaki menfaat çatışmalarından gafil
olan zamanın İttihat ve Terakki hükümeti, Sırbistan’ın bu çok müsait
teşebbüslerine aldırış bile etmedi. Üstelik, İkinci Abdülhamid Han’ın
Balkan ülkelerinin birleşmesini önlemek için tahrik ettiği kilise
ihtilafı, çıkarılan ittihad-ı anasır kanunuyla halledildi. Bu durum
ise, Bulgaristan ve Yunanistan’ın arasındaki ihtilafı çözdüğü için,
şimdi her ikisi için de ortak düşman, Osmanlı Devleti olmuştu. Neticede
kısa bir müddet için önce Sırbistan ve Bulgaristan arasında kurulan
ittifaka Karadağ ve Yunanistan da katıldı. Böylece Balkanlarda Osmanlı
Devletine karşı harekete geçme hazırlıkları tamamlanmış oldu.
Bu sırada Türk ordusu subayları iki partiye ayrılmış durumdaydı.
Hükümet ise, Rusların Balkanlarda savaşa müsaade etmeyeceği hususundaki
yalan teminatına inanmıştı. Nitekim Sofya elçiliğinden hariciye nazırı
olan Asım Bey, 15 Temmuz’da, Meclis-i Mebusan’da; “Balkanlardan imanım
kadar eminim!” tarihi cümlesini ihtiva eden bir nutuk söyleyerek, harp
ihtimalinin bulunmadığını iddia etmişti. Ayrıca Asım Beyin yerine gelen
yeni Hariciye Nazırı Ermeni Gabriel Noradingiyan da Rusya’nın
teminatının kesin olduğunu hükümete bildirmişti. Bu inandırıcı
teminatlar neticesinde Rumeli’ndeki en iyi 120 tabur asker terhis
edilmişti.
Balkan devletleri ittifaktan sonra Osmanlı Devletine isteklerini
bildirdiler. Bu ittifaktan haberi olmayan İttihatçılar, savaş için
yüksek öğrenim talebesini kışkırtarak, Babıali önünde “Harb” diye
bağırtmış ve hükümet aleyhinde nümayiş yaptırmışlardı. Harbin kolay
geçeceğini zannediyorlardı. Halbuki müttefikler, Türkiye’ye karşı
uygulayacakları savaşı ve taksim projelerini en ince teferruatına kadar
tespit etmişlerdi.
8 Ekim 1912’de Karadağ Prensliği, Osmanlı Devletine savaş açtı. Onu 18
Ekim’de Bulgaristan ve Sırbistan, birkaç gün sonra da Yunanistan takip
etti.
İkmal ve Levazım Teşkilatının bozulduğu Osmanlı ordusu, seferberliğini
çok geç yapabildi. Terhis edilip Anadolu’ya gönderilen 120 taburu,
savaşın sonunda bile yeniden silah altına alamadı.
Bulgaristan’a karşı çıkacak kuvvetler 5 kolordu halinde, “Şark Ordusu”
namıyla toplandı ve Birinci Ferik Abdullah Paşanın kumandasına verildi.
Edirne mevkiindeki bağımsız kuvvetler Şükrü Paşa’nın emrindeydi.
Yunanistan’a karşı, Selanik’te bir kolordu ve Yanya Kalesindeki
kuvvetler bırakılmıştı. Karadağ’a karşı kuvvetler İşkodra Kalesinde
toplanmıştı. Sırbistan’a karşı Makedonya’yı “Garb Ordusu” kumandanı
müstakbel sadrazam Birinci Ferik Ali Rıza Paşa savunacaktı.
Savaşı idare kabiliyetinden mahrum Nazım Paşanın hiçbir hazırlığı
olmayan orduyu, hemen Bulgarlara karşı taarruza geçirmesiyle hezimet
başladı ve artık arkası alınamadı. Osmanlı orduları, Bulgarlara karşı
bütün Trakya’yı bırakarak, Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kaldığı
gibi, Sırbistan’a karşı Kumova’da yenilmişti. 6 Kasım’da Preveze’yi
alan Yunanlılar, Veliahd Konstantin idaresindeki büyük kuvvetlerini
Selanik üzerine gönderdiler. Selanik’i savunmakla görevli jandarma
paşası Tahsin Paşa, tek silah atmadan, muazzam kolordusunu bütün
silahları ile beraber Yunanlılara teslim etti. Sultan İkinci Abdülhamid
Han devrinde ihtilas (devlet malını zimmetine geçirmesi) suçu tespit
edilmiş olan Tahsin Paşa, o devirde menkub (rütbe ve haysiyetten
düşmüş) olduğu gerekçesiyle, Selanik kolordusunun başına getirilmişti.
Bütün Kuzey Arnavutluk da Sırp-Karadağlılar tarafından işgal edildi.
Selanik’in düşmesinden 8 gün önce, artık “Hakan-ı sabık” diye anılan
Sultan İkinci Abdülhamid Han, İstanbul’a getirilmişti. Sultan
Abdülhamid Hanı Selanik’ten almaya, nazırlarından Vezir Damat
Germiyanoğlu, Arif Hikmet ve Damat Çavdaroğlu Mehmed Şerif paşalar
gitmişlerdi. Sultan Abdülhamid Han’ın, muhafızlarının yanında, ikisi de
bilgin ve değerli eserler sahibi damatlarıyla konuşması meşhurdur.
Gazete okuması yasak olduğu için, kulaktan aldığı bilgi dışında, siyasi
durumu etraflı bir şekilde bilmeyen “Sabık Hakan”, dört Balkan
devletinin ittifakına ve bu ittifakın haber alınmamasına hayret
etmiştir. Makedonya’da kiliseler meselesinin İttihatçılar aracılığıyla
ortadan kaldırıldığını öğrenince, Balkanların ittifakını bununla izah
etmiş, fakat ittifakın öğrenilmesi karşısında elçilerin, ataşelerin ne
iş yaptıklarını sormuştur. “Allah, bu hallere sebep olanları, Kahhar
ismiyle kahretsin; devleti batırdılar!” diyerek büyük bir teessürle
gemiye binmiştir.
Selanik’i ele geçiren Yunanlılar, daha sonra Ege adalarından Bozcaada, Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını işgal ettiler.
22 Ekim 1912 tarihinden beri Şükrü Paşa kumandasında Edirne’yi müdafaa
eden Osmanlı birlikleri, İstanbul ile bağlantı kesik olduğu için silah,
mühimmat noksanlığı ve açlık gibi sebeplerle teslim olmak zorunda
kaldılar.
Üst üste gelen mağlubiyetler üzerine Osmanlı Devleti, Bulgaristan’a
müracaat ederek ateşkes istedi. Böylece 3 Aralık 1912’de imza edilen
ateşkes antlaşması (mütareke) ile silahlı çatışma durmuş oldu. Balkan
devletleri ile Osmanlı Devleti arasında antlaşma, 30 Mayıs 1913’te
Londra’da imzalanmıştır. Bu barış antlaşması ile Osmanlı Devleti, Ege
adalarının durumunun tayinini ve Arnavutluk’un sınırlarının çizilmesi
işini büyük devletlere bırakmakta, Girit’i hukuken Yunanistan’a terk
etmekte ve Midye-Enez hattının batısında kalan toprakları da Balkan
devletlerine vermekte idi. Bu antlaşma ile kendisini kahramanca
savunmasına rağmen yiyecek sıkıntısından düşman eline geçen Edirne de
Bulgaristan sınırları içerisinde kalıyordu. Böylece Bulgaristan, Kavala
ve Dedeağaç arasındaki toprakları da alarak Ege Denizine ulaşıyordu.
2500 yıllık Türk tarihinin büyük felaketlerinden biri olan Balkan
Savaşında Türkler, Anadolu’dan sonra ikinci anayurt haline gelmiş olan
Rumeli’ni bıraktılar. Rumeli, 550 yıldır Türk yurduydu. Birçok bölgede
Türkler, ezici ekseriyet halindeydiler.
93 Harbi’nde görülen göç ve göçmen felaketinin daha şiddetlisi, Balkan
Harbinde cereyan etti. Yüz binlerce Türk, bütün varlıklarını bırakarak,
eriye eriye, İstanbul’a eriştiler ve Anadolu’ya dağıldılar.
Balkanların, bilhassa Bulgarların yaptıkları zulüm, tüyler ürpertici
idi. Onbinlerce sivil Türk, kadın, ihtiyar, çocuk ve bebekler dahil
olmak üzere, her türlü işkencelerle doğrandı.
İkinci Balkan Savaşı
Birinci Balkan Savaşında Osmanlı Devletinin ağır mağlubiyete uğrayıp
Balkanlardan çekilmesi sonucunda, Balkanlarda siyasi bakımdan büyük bir
boşluk ve dengesizlik meydana geldi. Ganimetin paylaşılmasında
anlaşamayan Balkan devletleri, birbirine düştüler.
Sırbistan askeri, hareket dolayısıyla Sırp-Bulgar ittifakının çizdiği
ve kendisine ayırdığı arazi parçasından daha büyük bir bölgeyi ele
geçirmişti. Sırpların bu arazi bölgelerini geri vermemesi anlaşmazlığın
düğüm noktasını teşkil ediyordu. Diğer taraftan Londra Konferansı’nda
en büyük payı Bulgaristan’ın alması, diğer müttefiklerin
hoşnutsuzluğuna sebebiyet vermişti. Bulgarların Ege kıyısına ulaşmış
olmasını, Yunanlılar, sert tepki ile karşılamışlardı. Bu husus,
Yunanistan ile Sırbistan’ı birbirine yaklaştırmış ve aralarında ittifak
anlaşması akdine sebep olmuştu. Sırbistan ile Yunanistan’ın
birbirlerine yaklaştıklarını gören Bulgaristan, bu iki devlete tam
hazırlıklarını yapmadan önce 29-30 Haziran 1913’te saldırdı. Ancak
Bulgar ordusu, Yunanlılar ve Sırplar tarafından Makedonya’dan
çıkarıldı. Bu sırada Bulgaristan’dan pay almak isteyen Romenler de
savaşa girdiler ve kısa zamanda Bulgar Dobruca’sını ele geçirdiler.
Bulgar orduları, birkaç cephede savaşmak zorunda kaldığı için yenilmeye
başladı.
Osmanlı Devleti de bu fırsatı kaçırmadı ve bütün özellikleri ile bir Türk şehri olan Edirne’yi geri aldı.
Bu yenilgiler üzerine Bulgarlar, bir yandan Romanya kralına başvurarak
Balkan devletleriyle, bir yandan da Babıali’ye başvurarak Osmanlı
Devletiyle barış yapmak istediler.
İkinci Balkan Savaşı sonunda, Bulgaristan’la diğer Balkan devletlerinin
imzaladıkları 10 Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması, Romanya ile
Bulgaristan’ın yeni sınırını belirliyor, Tuna’nın güneyinde kalan
önemli bir arazi parçasını, Güney-Dobruca dahil, Romanya’ya bırakıyordu.
Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında 29 Eylül 1913 tarihinde,
imzalanan İstanbul Antlaşması ile Bulgaristan; Kırklareli, Dimetoka ve
Edirne’yi, Osmanlı Devletine geri verdi. Antlaşmada Bulgaristan’da
kalan Türklerin de durumu ele alınmakta, Türklerin mülkiyet haklarına
saygı gösterileceği de belirtilmekteydi.
Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında imzalanan 14 Kasım 1913
tarihli, Atina Antlaşması ile, Girit, kesin olarak Yunanistan’a
bırakıldı. Ege adalarının ne olacağı da büyük devletlerce
kararlaştırılacaktı. Büyük devletler ancak 1914 Şubatında Londra’da bu
adalardan İmroz, Bozcaada ve Meis bir yana, diğerlerinin Yunanistan’a
ve İtalya işgalinde olanları da İtalya’ya kalmasına karar verdiler.
Ancak bu karar üzerinde henüz bir anlaşmaya varılamadan, Birinci Dünya
Harbi çıktı. Sırbistan’la antlaşma ise 13 Mart 1914’te İstanbul’da imza
edildi. Sırbistan’la Osmanlı Devletinin artık ortak sınırı
olmadığından, sadece Sırbistan’da kalan Türklerin durumları
düzenlenmiştir.
Böylece, Sultan İkinci Abdülhamid Hanın 1909’da tahttan indirilmesinin
üzerinden henüz dört yıl geçmeden, Osmanlı İmparatorluğu, Afrika ile
ilgisini kesmiş, Balkanlarda ağır toprak kaybına uğramış,
Bulgaristan’dan geri aldığı Edirne ile Doğu Trakya’da kalabilmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://wiki.yetkin-forum.com
 
Balkan Savaşları
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Transformers Gezegeni'nden Büyük Bir Hikaye:Büyük Savaş !
» BATI CEPHESİ(KURTULUŞ SAVAŞI)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Türkiyenin Sanal Gelişim Ortamı product by:cem uslu :: KÜLTÜR&SANAT&TARİH&EDEBİYAT :: OSMANLI TARİHİ-
Buraya geçin: